Marta Kalyoncu’nun enerji dolu kişiliğini yansıttığı Demirciköy’deki evi, farklı stilleri sentezleyen dekorasyonu ve sahibinin yıllara uzanan sanat birikimini yansıtan resim koleksiyonuyla dikkat çekiyor.
Hayatta çok mutlu ve keyifli olmak için özel bir iksiri olduğunu düşündüğümüz Marta Kalyoncu bizi bu iksirin etkisiyle karşıladı. Eşine zor rastlanır bir enerjiye sahip bu özel insanın eğlenceli karakterini ve yılların bilgi birikimini yansıttığı evinde harikalar yaratmış. Demirciköy’deki evin kapısının açtığı andan itibaren başlayan misafirperverliği karşısında konuk olmanın keyfine öyle bir kaptırdık ki kendimizi, ofise dönmek hiç kolay olmadı doğrusu! Bizi kendi yaptığı yemekler, kahveler ve incir reçelleriyle ağırlayan muhteşem ev sahibi, yıllarca sanat galerilerinde yöneticilik yaparak sergiler düzenlemiş. Sonrasında, hali hazırda devam ettiği Fransız mobilya markası Richelieu’nun temsilciliğini alarak Levent’te dört katlı bir satış alanı oluşturmuş. Markanın incelikli stil ve işçiliğiyle Kalyoncunun kişiliğine uyum gösteren ürünlerini evin hemen her köşesinde görmek mümkün. Bu evde hiçbir şey takım değil, çünkü o simetriden de takım’ kavramından da hiç hoşlanmıyor. Birbirleriyle ilgisi olmayan renk ve dokudaki ürünleri, bu denli ahenkle yerleştirebilmekse yıllar içinde edinilen birikimle ortaya çıkan zevkin göstergesi olsa gerek. Sonuçta ortaya hiçbir şeyin ikincisinin olmadığı, tarzları farklı olsa da ince bir zevkle yerleştirilmiş birçok detayın toplandığı etkileyici bir ev çıkmış.
Evin kapısı açıldığı andan itibaren ince bir zevkin izleriyle karşılaşıyorsunuz. Kapı girişinde kare çok küçük bir alan yer alıyor. Evinde en küçük detayı bile es geçmeyen Kalyoncu bu küçük alanı bile dekoratif ve keyifli bir hale dönüştürmüş. Renkli yapay meyveler, aromatik mumlar ve tütsülerle dolu dresuarın üzerindeki en renkli ve çekici detay tabii saksı çiçekleri olmuş. Küçük ve uzun giriş alanı, son derece geniş olan salona açılıyor, tki basamakla kot farkı yaratılan salon, yemek ve oturma alanı olarak ikiye ayrılmış. Yemek bölümünde Fransız stili Richlieu mark beyaz masaya aynı renkli sandalyeler eşlik ediyor. Oturma alanının yere kadar cam olan tüm pencerelerinde ahşap tercih edilmiş. Yemyeşil bahçeyi görmekten mahrum kalmamak için burada hiç perde kullanılmamış Kalyoncu. Siyah üzerine Uzakdoğu çiçek desenleriyle kaplanmış, ahşap kısımları beyaz patineli kanepe, salonun en dikkat çekici mobilyalarından biri. Kalyoncu dresuarı hem çok şık hem de depolama açısından işlevsel bulduğu için evinde çokça kullanmış.
Ev sahibesi takım ürünler kullanmayı da simetrik bir yerleşimi de hiç sevmiyor. Salon sehpası alışıldığı gibi tam orada değil, üçlü siyah kanepeye yakın şekilde asimetrik şekilde yerleştirilmesi de bunun bir örneği. Sehpanın üzerinde kitaplar dergiler, birbirinden şık objeler yer alıyor. Kalyoncu, çalışma masasını da oturma alanına taşımış. Masanın üzerine yerleştirdiği renkli aksesuarlar, heykeller ve fotoğraflarla kendine ait özel bir köşe yaratmış. Evde duvarların dört bir yanı resimlerle dolu. Sanki bir araya gelmek için özellikle yapılmış resimler gibi duruyor bu evde sanat eserleri. Salondan çıkınca sağ yanda üst kata çıkan merdivenler solda ise mutfak yer alıyor. Merdiven altında misafir tuvaleti bulunuyor. Kalyoncu bu küçük alanı bile. minik çerçevelere astığı resimlerle doldurmuş. Dresuarda Devran Mursaloğlu tasarımı farklı renklerde kağıt kaseler bulunuyor. Kalyoncu bahçenin bir kısmının tavan ve yan bölümlerini hasırlarla kapatarak, buraya sehpa, oturma üniteleri ve yemek masası yerleştirerek kışın da yaşayan bir mekan oluşturmuş. Salondan kolay „ olmasa da ayrılıp üst kata çıkıyoruz. Merdiven duvarlarında da boy boy farklı sanatçıların resimleri yer alıyor. Merdivenlerin bitiminde üç büyük boyutlu heykelle karşılaşıyoruz. Sandalye şeklinde olan Yücel Kale’ye, kadın figürü ve boncuklu sandalye ise Gülay Güngör’e ait. Koridorda yatak odasına geçerken yine bir beyaz dresuar kullanılmış. Ebeveyn banyosunun da yer aldığı yatak odasında, evin en güzel tabloları saklanmış adeta… mahrem olduğundan mı bilinmez evin en güzel tabloları bu odada sanki,
Nişantaşı’ndan Demirciköy’e
Kalyoncu bu evden önce Levent’te bir dairede ondan önce ise Nişantaşı’nda yıkılan Beymen binasının en üst katında yaşıyormuş. Çok iyi planlayarak tasarladığı 650 metrekarelik evinin yıkılacak olması, o günlerde üzücü olmuş onun için: “O evden hiç çıkmayacakmışım gibi yerleşmiştim. Yaşadığım
süre boyunca dillere destan bir eve dönüştürdüm orayı. Beş yıl sonunda yıkılacağını öğrenince; ayrılırken de ama aklımda kaldı hep. Demirciköy’deki bu evimde çok şey değiştirdim. Mutfağın hemen yanında küçük bir oda vardı, onu kırıp kullanım alanına katarak büyük bir mutfağa sahip oldum. Yemek pişirmeye, güzel servisler yapmaya çok meraklı olduğum için mutfak benim için çok önemli. Evin tüm pencerelerini değiştirip ahşap yaptırdım. Banyoları tamamen elden geçirdim. Eve çok emek verdim ama en çok bahçemle uğraştım. Her şeyi kendi ellerimle ektim. Şimdi kumkuat ağacından, sarmaşığa kadar çeşit çeşit bitki yetiştiriyorum.” Kalyoncu için en değerli objeler yine çok sevdiği mutfağında. 30 yıl önce italya’dan aldığı yemek ve tencere takımlarını hala ‘kıymetlileri’ olarak kullanıyor. Zaten zamanında o kadar çok alışveriş yapmış ki. artık ev için bir şey almıyor. Misafir ağırlamayı çok seviyor ama öyle kocaman bir masayla salonunu kapatmaktan yana da değil. ‘Bu küçük masam bana yetiyor” diyor ama kalabalık misafiri geldiğinde uyguladığı ipucunu hemen paylaşıyor: “Marangozuma kestirdiğim büyük bir parça var, onu masaya yerleştirerek daha rahat ağırlıyorum misafirlerimi”.
Sanatın izleri
Kalyoncu’nun evi sanat geçmişinden kalan resimlerle dolu. Yemek odasındaki Nedret Sekban imzalı Marta Kalyoncu portresine takılıyor gözümüz. Tüm duvarlar adeta çağdaş Türk resim tarihini yansıtıyor. Alev Ermiş Mavitan. Bedri Baykam, Burhan Uygur. Alaaddin Aksoy. Mehmet Besen, Kemal İskender, Neşe Erdok, Zeynep Göle, Yılmaz Aysan. Bihrat Mavitan, Güler Güngör koleksiyonda yer alan isimler arasında.
Kalyoncunun evinde beyaz patine Fransız işçiliğiyle tasarımın buluştuğu mobilyalar yoğunlukta. Kalyoncu, stil sahibi duruşunu bu mobilyaları kombinlediği karma tarzları ile bir kez daha kanıtlıyor.




















