Önce Türkiye ardından Avrupa Güzeli seçilen Neşe Erberk, 10 yıl önce kurduğu anaokulu JoyFull House’un önümüzdeki günlerde 19.sunu açmaya hazırlanıyor.
Bir babanın kızı olan Neşe Erberk, kendi söylemiyle pırıl pırıl bir ev sevmiyor. Ona göre kendi evi: yaşamalı, nefes almalı ve ruhu olmalı. Erberk, üçüz kızları Selin, Alin ve Lara ile şehir içinde ama şehrin yorucu temposundan uzak, bahçeli, her katı farklı bir tarzda döşenmiş dört katlı evlerinde hayatı paylaşıyorlar. Bu evde herkes kendi sınırlarının mimarı, öyle ki birçok eşya onlar tarafından revizyona uğratılmış diyebiliriz. Aile zamanlarının büyük bir kısmını birlikte oyun odasında geçirirken, Neşe Erberk için evin en değerli eşyası, babasından kalma 60 yıllık bir gazetelik. Erberk’in evinde misafir olarak ilk durağımız, içinde kümesi, meyve ağaçları, renk renk çiçekleri olan bahçesi. Ancak Neşe Erberk tüm misafirperverliği ile bizim için organik yemişleri hazır etmiş bile… Biraz sohbetin ardından Erberk bizi hayatta kendisi için en önemli 3 kişinin, üçüzleri Selin. Lara ve Alin’in evin en üst katında bulunan odalarına çıkartıyor. Odalardan tek tek içeri girmezseniz, üçüz olduklarından her odanın aynı şekilde dizayn edildiğini düşünebilirsiniz. Ancak üçüzler fiziksel olarak nasıl birbirlerine benzemiyorlarsa, odaları da tıpkı kendileri gibi…
İlk olarak Lara’nın odasındayız. Odada ilk gözümüze çarpan kar küreleri. Annelerinden dinlediğimize göre. Lara’nın kar kürelerinden bir koleksiyonu bile bulunuyor. Afrika’dan Amerika’ya. Maldivler’den Fransa’ya kadar birçok yerden getirilmiş kar küreleri. Lara bir de pantolonları kesip, çanta yapıyormuş. Doğayı sevdiği her halinden belli, Euro Flora’dan olan yatak örtüsü bile yeşil. Yatağı ve beyaz lambası IKEA. ders çalıştığı masası ve komodini ise Çilek Mobilya, ayna Sergio Bomini tasarımı. Odanın tavan lambası Çilek Mobilyadan alınan bir ürünün parçası, Şimdilerde ise Lara’nın odasını aydınlatıyor. Marangoza yaptırılan gardırop’un çizimi ise Neşe Erberk’ ait. dış cephe boyaması ise Lara’ya. Alin ise evin ‘kokoşu’. Ev halkı ona bu şekilde hitap ediyor. Odanın hakim rengi daha çok pembe ve lila gibi şeker renkler. Aynaları Koçtaş’dan. Bu arada odada ilk göze çarpan bakım masasını unutmamak gerek. Yatak ve masa IKEA, ikisini birleştirirseniz bir ranzaya dönüşüyor.
Neşe Erberk kızların odasını dolaşırken aslında eve giren hiçbir eşyanın ilk haliyle kullanılmadığını dile getiriyor. Yani bu eve giren eşyalar bir bakıma revizyona uğramış diyebiliriz. Sıradaki, evin ressamı Selin’in odası; deniz altı yaşamıyla ilgili bir tema oluşturulmuş. Kendisinin de deniz kabuklan koleksiyonu var. Neşe Erberk’in odası üçüncü katta konumlanıyor. Odada gözümüze ilk çarpan, yatağın başucundaki eskitme ayna. Neşe Erberk aynanın alınma hikayesini şöyle anlatıyor: “Maslak yolundan dönerken otomobilimden Artmosphere isimli mağazada gördüm ve tam benim istediğim ayna dedim. Pembemsi, bej renklerde bir aynaydı. Benim odamda daha hafif kırık beyaz, bakır ve bejler hakim. Ben de odamın renklerine uysun diye anaokulumdaki sanat öğretmenim Gülay Hanım’ın öğrettiği şekilde, sünger darbeleriyle şu anki durumuna getirdim.”
Neşe Erberk’in yine kırık beyaz tonlarındaki komodin ve çalışma masası Tepe Home dan. Gardırop tasarımı kendisine ait. İşlevsel aksesuar dolabı ve çekmeceler de yine kendisinin tasarımı. Yatak örtüsünü ağabeyi Thailand’dan getirmiş. Lambalar Addresistanbul’dan. Ortadaki beyaz avize ise Bun Design’dan. Odanın köşesinde bulunan beyaz sabahlık, Neşe Erberk’in ilk yaptığı defilelerden birinde yer alan plaj kıyafetinin bir parçasıymış. Burası onun nostalji köşesi, Odada diğer bir nostalji köşesi ise. mezun olduğu okullardan aldığı ödüller, sadece kendisinin bulunduğu fotoğraflar ve Avrupa Güzeli seçildiğinde takılan tacı… Şimdi tüm yastıkların bir araya toplanıp ailenin yastık savaşı yaptığı kattayız. Yani üçüncü kattaki salonda. Televizyon altında yer alan konsol Erberk’in evi için inside tarafından özel olarak tasarlanmış. Başka bir yerde görmeniz mümkün değil. İçki koleksiyonunun bulunduğu kutular da inside’dan. Beyaz çerçeveler Bun Design. kahverengi olanları da Habitat’tan. Lambader Addresinstanbul’dan. Buradaki ilginç ayrıntı: Üçüzlerin bebeklik patiklerinin bakırla kaplatarak salona yerleştirilmesi. Salona farklı bir renk katan diğer bir unsur. Step Mobilya’dan alınan deri sehpa. Koltuklar, Ahmet Kaleli tasarımı. Tabloların büyüğü Varşova’dan, küçük olan ise Paris’ten. Köşede bulunan piyanoyu üçüzler çalıyor.
Salondaki, hatta evdeki en değerli eşya ise Erberk’in babasından kalma 60 yıllık gazetelik. Dikkatimizi çeken yer döşemelerini soruyoruz. “Merdivenler ve salonun bağlantı bölümü cotto, doğal taş. Diğer yerler orta koyulukta ham parke. Doğal malzemeleri çok seviyorum. Giriş kısmının taş olan bölümün tasarımı da bana ait. Kapılar da fark ettiyseniz yakılarak eskitilen ağaçlardan. Halı olsun istemedim çünkü hem alerjik durum yaratabiliyor hem de yerden ısıtmalı olduğu için evimiz. ısıyı da hissetmek istiyoruz.” Artık evin en alt katında mutfaktayız. Neşe Erberk: “Nerede bulunuyorsam oranın ruhu olmalı, yaşamalı. Mutfak diyerek geçmemek lazım çünkü burası da zaman geçirilen bir mekan. Mesela lambalar el yapımı ve buranın havasına çok uyduğuna inandım. Buzdolabının üstü magnet dolu. nerelere gitmişiz, herkes oradan öğrenebilir. Ve tabii ki şişeler; çoğu zeytinyağı şişesi.
Mantar kapakları da çok seviyorum gittiğim yerlerden topluyorum. Mutfak malzemelerimin birçoğu Habitat’tan. Bir de çiçekler, evin her yerinde olduğu gibi mutfakta da var” diyor. Neşe Erberk evin yaşanılan alanları olarak mutfak ve bahçeyi işaret ediyor. Bu arada mutfak masası ve iskemlelerine de eskitme havası verilmiş. Özel olarak yaptırılmış ve boyanmış. Mutfakla birlikte yolculuğumuz son bulurken 17 yıldır bu evde oturan Neşe Erberk e “neden bu ev?” diye sormak istiyoruz. Erberk, “Doğaya çok düşkünüm, o nedenle hep bahçeli bir ev aradım ve evin bahçesini görünce tamam dedim, işte burası! En sevdiğim şeylerden biri de bahçedeki meyve ağaçlarından meyve toplayarak, onlardan reçel yapmak. Normalde ben yemek yapan biri değilim ama denemeleri çok seviyorum. Bu evi aldığımdan beri her baharda reçel yaparım. Bu ev bana terapi yapıyor, Ayağınızın toprağa değmesi gerek derler ya. çok doğru. Rahat duramıyorum, bir hiper aktivite var. o nedenle bu uğraşılar beni rahatlatıyor.”





