Sanki başlamış ama bitmemiş gibi. Sanki sirk aynalarındaki o tuhaf yansımalar gibi. Sanki yoğrulmaya başlanmış ama aceleyle öylece bırakılmış dev hamurlar gibi. Sanki biraz daha yaklaşsak bizi daha o saniyede yutacak tuhaf yaratıklar gibi. Frank Gehry, bütün bu acayip ama dünyanın en değerli mimari eserlerinin yaratıcısı.
Gerçek adı Ephraim Goldberg olan Frank Owen Gehry, 28 Şubat I929′da Toronto’da doğdu. Ünlü mimar. 19i7′den itibaren Los Angeles’ta yaşamaya başladı. Mimaride Dekonstrüktıvızmin öncü uygulayıcılarından bin ve kendi kuşağının en önemli mimarlarından sayılıyor. Mimarı ve sanat onun için aynı elin başparmağı ile işaret parmağı gibi. Tasarladığı binalar, yeryüzünün en önemli eserleri arasında kabul ediliyor.
Gehry’nin karmaşık ve yenilikçi tasarımları sadece onun kendine değil, onunla çalışma cesaretini gösteren çılgın yatırımcılara da ciddi bir itibar kazandırdı.
2010 yılında yapılan Dünya Mimarlık Anketinde kendisi “cağımızın en önemli mimarı” olarak etiketlendi. Çocukluğundan belliydi onun böyle dahiyane bir mimar ve tasarımcı olacağı; daha ilkokula bile gitmiyorken ahşap hurdalardan küçük şehirler inşa ederdi. Onu bu mesleğe büyükannesi Bayan Çaplan teşvik etti. Çocukluğunun o küçük şehirleri için gereken çelik, zincir, boyasız kontrplak gibi malzemeleri bulmasına babası da yardımcı oldu. Güney Kaliforniya Üniversitesi Mimarlık Okulunda okudu. Annesi ve büyükannesi ile birlikte gittiği resim sergilen, konserler ve müzelerden çok etkilendi. Kendi mimarlık şirketini 1963te kurdu.
Nedenini bilmiyoruz ama 1952 yılında hala Frank Goldberg olan adını, o yıl Frank Gehry olarak değiştirdi. Gehry. çok değerli bir profesör de aynı zamanda. Çok sayıda fahri doktora dereceleri aldı. Gehry’nin karmaşık ve yenilikçi tasarımları sadece onun kendine değil, onunla çalışma cesaretini gösteren çılgın yatırımcılara da ciddi bir itibar kazandırdı. Sydney Opera Binası mimarı yenilik açısından Guggenheim Museum Bılbao ile karşılaştırıldığında, maliyeti yüzde 1,400 daha fazla, Guggenheim Bilbao, zaman ve bütçe kısıtlamalarının asla gündeme getirilmediği bir yaklaşımla inşa edildi. Manhattan’da 2011 in Şubat ayında tamamlanan titanyum ve camdan yapılma 76 katlı bina, gelecek neslin bugünlere bakıp hayret edeceği türden bir şaheser. Gehry, sanki eliyle aklının, deneyimleriyle cesaretinin, kuşkularıyla tutkularının arasında elinde kalem durmadan gidip gelen, o sırada yeni şeyler keşfeden bir dahi gibi. Kültürel mirası, toplumsal hedef ve fonksiyonel bir zorunluluk gibi gösteren Gehry. erken modern yapıların aksine. Dekonstruktivist yapılan kariyerine hız kazandırdı. Gehry’mn Santa Monica eseri, çok büyük ölçüde özgün mekansal niyeti yıkmak için yapılmış ve orijinal bağlamdan kopuk olduğu gibi, onun çözümcü mimarisinin de çarpıcı bir örneği..




