Evler de ofisler de insanlara benzer. Bazı evler, bazı ofisler kimi insanlar gibi çok konuşur, bazılarıysa susar ve bizi dinler. Bu ofiste duvarlar anlatıcı değil, dinleyici. Zaten en çok ihtiyacımız olan şey de bu değil mi?
Zaman ne enteresan… Kimini eskitiyor, kimini de porselen bir demlikte, kısık ateşte demler gibi demliyor. Biz, hayatın böyle dem almış, tavşankanı kıvamına vuruluyoruz nerede görsek. Uzun, başka renkte, başka hızda yıllar geçmiş: bu ev eskimemiş, olgunlaşmış, demini almış iyice. Sonra iş bilen bir mimar gelmiş; füsunlu bu eve efsunlu elleriyle yeni bir ömür daha vermiş.
Üstümüzde ne çok ağırlık var. Biraz hafiflesek. Atmayı, vazgeçmeyi, onca ayrıntının arasından başımızı kaldırıp derin ve sonsuz bir soluk almayı seçsek. Yormasak gözümüzü de gönlümüzü de. Burası; yüklerinden kurtulmuş, fazlalıklarından arınmış bir ofis.

Bir prodüksiyon şirketi olan 212 Production, 2005 yılından bu yana reklam ajanslarına ve markalara fotoğraf çekimi hizmeti veriyor. Shopping Fes?, Digiturk.TTNet, Yeni Rakı, Mercedes-Benz, Fox TV gibi markalarla çalışan ve sektörün başarılı şirketlerinden biri olan 212 Production ofisi 90 yıllık
Alhambra Apartmanı’nda. Moda tasarım ofislerinin de yer aldığı tarihi Alhambra Apartmanı, Nişantaşı’ndakiYargıcı’nın hemen karşısında. Ofis 240 metrekare. Eksi bir bina olmasının tesisat ve taşıyıcı elemanlar nedeniyle yaratıcılığı sınırlayan yanlan, süreci birazzorlasa da ekip büyük bir keyifle çalışmış. Restorasyon üç ay sürmüş. Dairenin orijınalindekı nerdeyse her şey korunmuş. Zemindeki rabıtalardan tahrip olanlar, aslına uygun olarak tekrar üretilip yenilenmiş. Yerlerdeki ahşabın doğal görünümü, ortama sıcaklık katmakla birlikte binanın uzun ömrüne ve hala neşeyle, sanatla, hevesle yaşıyor oluşuna da vurgu yapıyor.

Ofiste alışık olduğumuz türden kapı yok. Departmanlar, demir profillere yerleştirilen kare camlarla bölünmüş ve kapılar da bu profillerin bir parçası olarak tasarlanıpyine demirden kapı kollan yapılmış. Pencereler için deyine demir doğramalar tercih edilmiş. Kapınızı kapattıktan sonra içeridesiniz, dışarının nasıl bîr fotoğrafa sahip olduğunu, kapınızın önünden kimlerin geçtiğini, kimlerin o apartmanın önünde hayatın kadehinden neler içtiğini önemsemeyebilirsiniz. İçeriye girip, dışarıyı orada öylece bırakabilirsiniz. Ama bunu Alhambra Apartmanı’nda yapamazsınız, yapmak istemezsiniz çünkü. Bu apartmanda dışarıyla içeriyi bir arada tutan, birbirine ait kılan öyle başka bir hava, öyle başka güç var ki. içeride kendinize dışarıdan bağımsız bir yaşam dekore etmenize imkan yok.

Bu ofis de dışarının karakterini, ince zevklerini, bütün estetiğini, yıllanmış ama yaşlanmamış yanlarını kendi fotoğrafına katmış.Tavanların beyaz üzerine kabartma desenleri de ofise gelenlere eskilerden tatlı hatıralar anlatsın diye aynen eskisi gibi onarılmış. Siyah deri kaplı tekli koltuklar; bu ofiste kumandasız televizyonunda her akşam tam saatinde ajanstan haberleri izleyen, kahvesinin yanına acıbadem likörü seven, kıyafetlerini kendi terzisine diktiren fötr şapkalı bir İstanbul beyefendisi gibi duruyor. Sandalyeler, sehpa ve posta kutuları Mozaik ten alınmış. Ahşap ayaklı toplantı masası sandalyelerinde de ofisin genel dekorasyonuna uygun olarak siyah tercih edilmiş. Kalorifer petekleri de orijinalindeki gibi bırakılıp siyaha boyanmış.
Ortak alanlarda tavandan aydınlatma kullanılırken, çalışma masaların aydınlatmaları masa üstü tasarımlarla sağlanmış. Gitseniz, biraz etrafı süzseniz, sadeliğe şaşırabilirsiniz. Gereksiz objelerden, kullanılmayacak eşyalardan, yorucu çeşitlilikten böyle ustalıkla arındırılmış bu ofise, siz de sanki uzun yıllardır orada çalışıyormuşsunuz gibi kolay alışırsınız.


